Dolar 49,3920
Euro 55,3812
Altın 6.583,73
BİST 12.250,68
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 19°C
Yağmurlu
İstanbul
19°C
Yağmurlu
Per 16°C
Cum 15°C
Cts 15°C
Paz 14°C

Meme Kanserinde Tedavi Tümörün Biyolojisine Göre Belirleniyor

Meme kanseri dünyada her yıl 2,3 milyondan fazla kadını etkilerken, Türkiye’de de 25 binden fazla yeni vaka görülüyor. Memede veya koltuk altında ele gelen kitle, meme başındaki değişiklikler ve ciltte ortaya çıkan farklılıklar hastalığın önemli…

Meme Kanserinde Tedavi Tümörün Biyolojisine Göre Belirleniyor
REKLAM ALANI
14 Ekim 2026 12:10
6

Meme kanseri dünyada her yıl 2,3 milyondan fazla kadını etkilerken, Türkiye’de de 25 binden fazla yeni vaka görülüyor. Memede veya koltuk altında ele gelen kitle, meme başındaki değişiklikler ve ciltte ortaya çıkan farklılıklar hastalığın önemli belirtileri arasında yer alıyor. Erken tanı ve tümörün biyolojik özelliklerine göre planlanan tedaviler, hastaların yaşam süresi ve kalitesi açısından önemli avantajlar sağlıyor. Memorial Ankara Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Ramazan Yıldız, meme kanserinde risk faktörleri, tanı yöntemleri ve güncel tedavi yaklaşımları hakkında bilgi veriyor.

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri

ARA REKLAM ALANI

Meme kanseri, kadınlarda görülen kanserlerin yaklaşık dörtte birini oluşturmaktadır. Süt bezlerini veya süt kanallarını oluşturan hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla gelişen hastalık, dünyada ve Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürmektedir. Son 50 yılda meme kanseri görülme sıklığında belirgin bir artış yaşanırken, tanı konulan hastaların yaş dağılımında da değişimler dikkat çekmektedir.

Memede ve koltuk altında ele gelen kitleyi önemseyin

Meme kanserinde belirtilerin erken fark edilmesi, tanı sürecinin gecikmemesi açısından önem taşımaktadır. Dikkat edilmesi gereken başlıca belirtiler şunlardır:

Meme veya koltuk altında ele gelen sertlik, yumru ya da şişlik
Meme başında içe çekilme, şekil değişikliği, akıntı veya yara oluşması
Meme cildinde kızarıklık, çökme, şişlik, yara ya da portakal kabuğu görünümü
Memenin boyutunda veya iki meme arasındaki simetride değişiklik

Memede ele gelen her kitlenin kanser anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Fibroadenom ve kist gibi iyi huylu meme hastalıkları da kitle veya sertlik şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Ancak daha önce bulunmayan yeni bir kitle, geçmeyen kızarıklık veya olağan dışı meme başı akıntısı fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir.

Yaş, genetik yatkınlık ve yaşam tarzı riski etkiliyor 

Meme kanserinde yaş, genetik yatkınlık ve yaşam boyu östrojene maruz kalma süresi önemli risk faktörleri arasında yer almaktadır. 12 yaşından önce adet görmeye başlamak, 55 yaşından sonra menopoza girmek, hiç doğum yapmamış olmak veya ilk doğumunu 35 yaşından sonra gerçekleştirmek riski etkileyebilen faktörler arasındadır. Menopoz sonrasında uzun süreli hormon tedavileri, ailede meme kanseri öyküsü, özellikle BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki bazı mutasyonlar, daha önce meme kanseri geçirmiş olmak ve memede atipik hiperplazi bulunması da risk değerlendirmesinde önem taşımaktadır. Bazı hormonal doğum kontrol yöntemleriyle meme kanseri riski arasında da ilişki bulunabilmektedir. Yaşam tarzı da risk üzerinde etkili olabilmektedir. Özellikle menopoz sonrasında obezite, alkol kullanımı ve hareketsiz yaşam meme kanseri riskiyle ilişkilendirilmektedir. Sigara kullanımı ve beslenme alışkanlıkları da genel sağlık ve kanser riskinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken unsurlar arasındadır. Bununla birlikte, risk faktörlerinin bulunmaması meme kanseri gelişmeyeceği anlamına gelmemektedir.

Tanıda görüntüleme yöntemleri ve biyopsi birlikte değerlendiriliyor

Meme kanserinin tanısında fizik muayene, radyolojik görüntüleme ve gerekli durumlarda biyopsi temel yöntemleri oluşturmaktadır. Mamografi, düşük doz röntgen ışını kullanarak meme dokusunu değerlendirmekte; özellikle taramalarda ve mikrokalsifikasyonların saptanmasında önemli rol oynamaktadır. Meme ultrasonografisi, ses dalgalarıyla meme dokusunu inceleyerek kist ve katı kitlelerin birbirinden ayrılmasına yardımcı olmaktadır. Özellikle yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda ve belirli şikâyetlerin değerlendirilmesinde kullanılabilmektedir. Manyetik rezonans görüntüleme (MR) ise özellikle yüksek riskli hastalarda veya belirli şüpheli durumlarda ek bilgi sağlamak amacıyla tercih edilmektedir. Dijital tomosentez, üç boyutlu görüntüleme özelliğiyle üst üste binen meme dokularının daha ayrıntılı değerlendirilmesine katkıda bulunmaktadır. Görüntüleme yöntemlerinde şüpheli bir bulgu saptandığında kesin tanı için biyopsi gerekebilmektedir. Hangi yöntemin kullanılacağı hastanın yaşı, şikâyetleri, meme dokusunun özellikleri ve klinik değerlendirme doğrultusunda belirlenmektedir.

Tedavi, tümörün biyolojik özelliklerine göre planlanıyor 

Meme kanseri tanısı sonrasında tedavi planının oluşturulması için tümörün biyolojik özelliklerinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Biyopsi örneğinde östrojen ve progesteron reseptörleri (ER ve PR), HER2 durumu ve Ki-67 indeksi değerlendirilerek tümörün özellikleri ortaya konulmaktadır. Hastalığın yalnızca memede mi bulunduğu, koltuk altı lenf bezlerine veya uzak organlara yayılıp yayılmadığı da araştırılmaktadır. Hastanın durumuna göre bilgisayarlı tomografi, MR, kemik sintigrafisi veya PET-BT gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabilmektedir. Yaş, genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıklar ve aile öyküsü de tedavi planında dikkate alınmaktadır. Gerekli görülen hastalarda BRCA1 ve BRCA2 gibi genlere yönelik testler değerlendirilebilmektedir. Tüm bu bulgular genel cerrahi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, radyoloji ve patoloji uzmanlarının yer aldığı multidisipliner ekip tarafından değerlendirilerek hastaya özel tedavi planı oluşturulmaktadır. Meme kanserinin evresine ve tümörün biyolojik özelliklerine göre cerrahi, kemoterapi, hormon tedavileri, hedefe yönelik tedaviler, immünoterapi ve radyoterapi tek başına veya birlikte uygulanabilmektedir. Bazı hastalarda ameliyat öncesinde uygulanan sistemik tedavilerle tümörün küçültülmesi hedeflenirken, bazı hastalarda ameliyat sonrasında hastalığın tekrarlama riskini azaltmaya yönelik tedavilere başvurulmaktadır.

Memenin tamamının alınması her hasta için gerekmiyor 

Meme kanseri cerrahisinde her hastada memenin tamamının alınması, yani mastektomi, zorunlu değildir. Tümörün boyutu ve memeye oranı uygun olduğunda yalnızca kanserli dokunun ve çevresindeki güvenli cerrahi sınırın çıkarıldığı meme koruyucu cerrahi uygulanabilmektedir. Erken evre meme kanserlerinin önemli bir bölümünde meme koruyucu cerrahi mümkün olmaktadır. Uygun hastalarda meme koruyucu cerrahi ve mastektomi arasında uzun dönem sağkalım açısından benzer sonuçlar elde edilebilmektedir. Meme koruyucu cerrahi sonrasında ise hastalığın özelliklerine göre radyoterapi tedavinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Tümörün büyüklüğü, memede birden fazla odak bulunması, yaygın mikrokalsifikasyonlar, lenf bezi durumu, ameliyat öncesi tedaviye verilen yanıt ve genetik riskler cerrahinin kapsamını etkileyebilmektedir. Hastanın beklentileri ve tercihleri de karar sürecinde dikkate alınmaktadır. Uygun hastalarda meme onarımı, yani rekonstrüksiyon, kanser cerrahisiyle aynı seansta veya daha sonraki bir dönemde gerçekleştirilebilmektedir.

Erken tanı yaşam süresi ve yaşam kalitesini artırıyor 

Meme kanserinde tanı ve tedavi alanındaki gelişmeler, hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesinin artırılmasına katkı sağlamaktadır. Mamografi ve diğer görüntüleme yöntemleri sayesinde bazı tümörler henüz belirti vermeden saptanabilmektedir. Hedefe yönelik tedaviler, modern hormon tedavileri ve uygun hastalarda kullanılan immünoterapi gibi yöntemler, özellikle ileri evre hastalıkta tedavi seçeneklerini genişletmektedir. Genomik testler de belirli hasta gruplarında kemoterapiden yarar görme olasılığının değerlendirilmesine yardımcı olabilmektedir. Böylece tedavinin gerekliliği ve kapsamı hakkında daha ayrıntılı kararlar alınabilmektedir. Günümüzde meme kanseri tedavisinde amaç yalnızca hastalığı kontrol altına almak değil, tedavi sırasında ve sonrasında yaşam kalitesini de korumaktır. Meme koruyucu ve onkoplastik cerrahi, gelişmiş radyoterapi teknikleri ve tümörün özelliklerine göre belirlenen tedaviler bu yaklaşımın önemli parçalarını oluşturmaktadır. Kadınların meme sağlıkları konusunda farkındalık kazanmaları, memelerinde daha önce olmayan bir değişiklik fark ettiklerinde sağlık kuruluşuna başvurmaları ve yaşlarına ve kişisel risklerine uygun tarama programlarını takip etmeleri, meme kanserinde erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kaynak: Beyaz Haber Ajansı

REKLAM ALANI